25 Temmuz 2012 Çarşamba

Gizli Bahçe - ÖZDERE


Bu güne kadar pek gittiğim mekanları paylaşmadım. Ama bu sefer, adı gibi gizli bir mekanı paylaşmak istedim. Özellikle basit, gözü yormayan ama her hali farklı olduğunu gösteren bir dekorasyona, sahip olması etkiledi beni. Belki beklentiler ile alakalı ama, genede ilk anda etkileyici bir yapısı var.

Tülden yapılmış çardakların altında , güzel bir yaz sabahı serinliğinde yapılan kahvaltının keyfi bir başka oluyor. İnsan kendini başka bir diyarda sanıyor.
En güzeli oturma düzeninde hiç bir şey iç içe girmemiş. Her masa kendi dünyasını yaşaya bilir.


Her masa ayrı bir düzen ve ayrı bir süpriz , kullanılan minderden , yastığa kadar ayrı ayrı düşünülmüş.
Kahvaltı her hali ile güzeldi, gerçi mekanın verdiği huzur ve etrafa incelemekten ne yediğinizi bile fark etmeye bilirsiniz. Sahibi asıl akşamları yemek yemek için insanların geldiğini söyledi. Akşamlarının da güzel olduğuna emenim , ancak sabah güneşinin aydınlığı ve denizden gelen esinti ile tam keyif çıkarmalık yer. Hatta sabah girip akşama kadar vakit geçirilebilecek bir yer.

Adı gibi gizli bir yerde olan bu mekanı bulmak hem kolay hemde zor. Gizemini koruyacak şekilde tarif etmek gerekir diye düşünüyorum. En basit tarifi Özdere'den Kuşadası istikametine giderken Özderenin çıkışında sağda. Küçük bir tüyo daha Benzin istasyonunu geçince hemen tabelası gözüküyor.

Başka özelliklerini anlatıp beklentileri yükseltmek istemem , ama giderseniz gününüz mutlaka keyifli geçecektir.

Gizli Bahçe Telefon : 0232 797 70 30

9 Temmuz 2012 Pazartesi

Yaşlanmak

Doğum günü pastandaki son mumu yakarken, ilk yaktığın eriyip bitiyorsa, yaşlanmışsın demektir..

18 Haziran 2012 Pazartesi

Müsriflik

Eski devirde, kayınpeder sigarasını yakmak için ağızlığı ağzına yaklaştırınca, gelin kibriti yetiştirmiş...

Kayınpeder, karısının kulağına fısıldamış:

“Müsrif, mangalda ateş varken kibrit çakıyor!”

14 Mayıs 2011 Cumartesi

Oksimoron Hayat

Gerçek yalanlara karşı,
Sessiz çığlıklarım var,
Sesiz haykırışlarım var,
Tek çabam, yaşayan ölü olmamak.

O yüzden ,
Hızlı duruşlarımın aksine,
Gündüzün karanlığında yürümektense,
Gecenin aydınlığında koşmayı yeğledim hep,

Düzenli bir kaos yerine,
Organize bir dağınıklıktır,
Benim yaşamım.

Güneşin gölgesini arar gibi
Sessizliğin sesini aramakla geçse de.
Paylaşılmış yalnızlık gibi,
Coşkulu bir sadeliğe sahiptir.

25 Nisan 2011 Pazartesi

Hayat kör kütük

Hayat kör kütük,
Bilir misin ben ondan kütük.
Mesele hayattan büyük,
Çünkü bedenim küçük.
Bazen dar gelir XLarge,
Bazen bol gelir XSmal.
İsteklerim bedenime,
Bedenimdekiler isteklerime,
Sığmaz.
Beklentilerimle kaldım.
Beklemediklerimden kaçamadan.
Basitti matematiğim,
Karmaşık olan,
Basitliğimi bozan isteklerim.
Tek istediğim kendi isteklerim,
Onlarda basit, istemediklerimden kalanlar.
Sonuçta,
Hayat körkütük,
Bilir misin ben ondan kütük.
Barmen bir tek, ama oda olsun sek.

Hayat akıp giderken susup oturma



Hayat akıp giderken susup oturma, söyleyecek bir şeylerin olmalı, eğer söyleyeceğin bir şey yoksa akıntıya kapılıp gidersin.

Fizikte en temel kural, hiçbir şey yoktan var olmaz, vardan yok olmazdır. Ama bir yerde bir şeylerin yoktan var olmuş olması gerekir ki varız,  kıyamet gününde vardan yok olma günü olmalı. Bu durum baştaki önerme ile hem çelişiyor, hem de doğruluyor. Bunu sağlayan da zamanın izafi olması bence. 

Zamanı ve yaşamı algılama biçimimiz bu izafi durumu yaratıyor. Var olmanın dayanılmaz hafifliğini keşfetmek gibi bir ideolojim yok. Ama ne yazık ki düşüne bilmek gibi bir özelliğimiz var. Öyle bir sınır çizgisi var ki bu düşünme eylemi içerisinde, çizgi aşıldığında düşünememe özelliğine sahip oluyorsunuz. 

Genel geçer kabuller içerisinde kalmak ve bu kıstaslar içinde düşünmeyi seçmekte farklı bir tercih, beklide en mutlu tercih. Sıkıştığınız anda her şeyi bir kadere bağlaya bilirsiniz. Güzel bir kaçış yolu.

Ama düşünmeyi seçerseniz ve düşündüklerinizi sorgulamaya başlarsanız, yandı gülüm keten helvası durumu oluşur. Çünkü garip bir yapbozun içerisinde bulursunuz kendinizi. Böyle bir bulmacayı çözebilen bu güne kadar var mıdır bilemeyeceğim.  Var olan öğretilerimizden sıyrılmadan bu bulmacanın çözüle bileceğine inanmıyorum.

Var olmak kelimesinin bir başlangıcı olmalı. Oda “Var” galiba. Bu da şu demek oluyor. Var hep vardı. Sonra “var” var oldurdu. Böylece varolduk (mu?). 

Bilgi çağında bildiklerimizin ne kadar doğru olduğunu düşünür oldum hep. Bu düşünceler, içine dönüp kendini arama sorgusu değil yâda bir inanç sorgusu değil.

Sadece bilinmeyeni bilme çabası. Ya da bilinmeyenin bildiğini öğrenme arzusu. Ki bu arzunun varolma nedenimiz olduğunu düşünüyorum ben.

O yüzden söylenmek yerine söylenecek şeyler arıyorum, hem kendi içimde, hem de sahip olduğum düşünce denizinde.

2 Mart 2011 Çarşamba

Öldüm

Ölüm kimseye yakışmaz be güzellik,
Hele sana hiç yakışmadı.
Doğduğumuz andan itibaren,
Ölmek için yaşıyoruz ne yazık ki.
Ama zamanını bilmeden.
O zamanı ne sen bildin,
Ne de ben güzellik.
Bilseydik bile durdura bilecek miydik?
Hep dünde kalabilecek miydik?
Ölüm kimseye yakışmaz be güzellik,
Hele sana hiç yakışmadı.
Yakışamadı,
Yakış mamalıydı,
Yanına bile yaklaşmamalıydı.
Hep dünde kalsaydık,
Hiç bu gün olmasaydı be güzellik.