"Büyük paralar ödenerek satın alınan bir makinenin varlık olarak değeri zamanla azalırken, kendini sürekli geliştiren nitelikli elemanların değeri zamanla artmaktadır."
Bana göre kapitalizmin içine üç ölçek Marksizm koymak gibi bir şey bu durum. Yada çömlekçinin püf noktası gibi, başarılı ve devamlılığı olan bir şirket olmanın sırrı.
Noktayı göstermek bizden, püf demek anlayandan.
Hayat "U" dönüşü olmayan bir otaban gibi, hangi şeritte hangi hızla gideceğenize kendiniz karar verirsiniz.
22 Kasım 2012 Perşembe
14 Kasım 2012 Çarşamba
Atatürk Sevgisine En Güzel Örnek
BM Kalkınma Programı’nda (UNDP) göreve başlarken genç bir Türk kızını işe aldığında, kızın odasına ilk yerleştirdiği eşyanın Atatürk portresi olduğunu gördüğünü belirtmiş Kemal Derviş. Sonrasında;”Kendi kendime, 21. yüzyılın ilk yarısında, ülkesinin dışında, yeni işine başladığı anda, boş duvarlarına kendi isteğiyle, 20. yüzyılın ilk yarısında vefat etmiş olan bir liderin resmini asan herhangi başka bir ülkeden genç bir araştırmacı var mı diye sordum. Benzer, hatta yakın olan başka bir örnek aklıma gelmedi. Bu, Atatürk anısının ve Türkiye Cumhuriyeti’ni kurma mücadelesinin, nasıl birçok Türkiye vatandaşının kimliğinin bir parçası olmaya devam ettiğinin bir sembolüdür” demiş.
------------------------------------------------------
Benim için Atatürk sevgisine en güzel örneklerden biri oldu.
Teşekkürler Kemal Derviş
Etiketler:
Atatürk,
Atatürk Sevgisi,
Kemal Derviş,
Mustafa Kemal,
Örnek,
Sevgi
12 Kasım 2012 Pazartesi
Gurbet bir kuştu
Gurbet bir kuştu
Geldi gönlüme uçtu
Gönül gurbete
Akıl hürmete uçtu.
Gurbet bir kuştu
Hep yanımda uçtu,
Ruhuma ilaç
Ama yalnızlığıma suçtu,
Gurbet bir kuştu
Birden uçtu,
Kendi uçtu,
Sanki hepsi suçtu.
6 Kasım 2012 Salı
Fikirsizlik
Eskiden merak ile televizyondaki açık oturumları,
tartışmaları dinliyordum, olayları insanları ve ülkemi daha iyi anlayabilmek
için. Son dönemde ise nerede ise hiç
dinlemiyorum, izlemiyorum bu tür programları.
Çünkü artık programlara çıkana insanların (nedense hep aynı
insanlar) hangi konuda ne diyecekleri o kadar belli ki. Artık yapılan açık
oturum ya da tartışma programlarının amacı konuşulan konuda bir çözüm üretmek
değil, bir analiz yapmak değil. Tek amaç at gözlüğü takmış gibi başka bir şeyi
dinlemeden zaten bilinen fikirleri daha yüksek sesle söylemek.
Basit bir münazara mantığında bile, amaç hem kendi
fikirlerini ifade etmek, hem de karşı tarafın fikirlerine karşı argümanlar
geliştirerek, savunduğunuz fikri güçlendirmektir. Genel amaç ise bu tartışmalar
ile ilgili konuyu analiz etmek ve bir çözüme ulaşmaya çalışmaktır.
Ama hep aynı fikirler önümüze temcit pilavı gibi devamlı
konduğu için, hiçbir zaman amacına ulaşamıyor bu tartışma programlarında.
Yeni fikirler nerde ise hiç yok, yâda diğer konuşulanlar hiç
dinlenmiyor. Bazen es kaza farklı bir bakış açısıyla birileri katılıyor bu
programlara. İşte şimdi oldu diyorsunuz, ama hüsran oluyor genellikle. O kişide
sadece o bakış açısında kalıyor. O bakış açısını savunduğu sürece orda
olabileceğini düşünüyor.
Fikir mimozaları üretmek te pek başarılı bir ülke değiliz,
belki de hala birer taraf olmaya yönelik yetiştirilme yapımız var. Hangi taraf
isek o görüşleri kesin doğru kabul ediyoruz ve kulaklarımızı tıkayarak savunma
düzenine geçiyoruz. Sadece siyasette değil her konuda bu kaçınılmaz yazgımız
sanki.
30 Ekim 2012 Salı
29 Ekim 2012 - Tarihe önemli bir not.....
'ULUS'TA TÜRK BAYRAĞIYLA DOLAŞMAK KOLAY, HAKKARİ'DE NİYE DOLAŞMADIN'
Bu sözler Türkiye Cumhuriyeti Başbakanına ait.
Komedi bu noktada başlıyor galiba, bir ülkenin başbakanı, ülkenin bir bölgesinde Türk bayrağı açmayı yiğitlik olarak kabul ediyor, sıkıysa git orada aç diyor. Acaba bu sözleri söylerken yüzü kızardı mı? Utandı mı? Zannetmiyorum. Ama ben böyle bir başbakana sahip olmaktan utandım.

Yukardaki sözleri söyleyen Başbakanın , Başkentinde Türk bayrağı açtıkları için, polisten dayak yiyen insanlar vardı 29.Ekim.2012 tarihinde. Yüzlerine biber gazı, üstlerine su sıkılan insanlar vardı , cumhuriyeti kutlama coşkusu ile yürümek istedikleri için.
Hodri meydan , Hakkaride Apo nidaları atanlara aynı sertlikte tepki versinler bakalım. Olur mu hiç, Avrupa'ya hesap verme derdi olur o zaman. Azınlıklar eziliyor diye.
Ankara da yürüyenlere gönül borcu olmalı herkesin, geri adım atmadan, haklı olunan bu konuda gösterdikleri dirayet için. Hem boşuna şair söylememiş "Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner aşarım". Ankaralı da bendini aşmayı , açtırmayı bildi.
Başka söze ne hacet var.
Bu sözler Türkiye Cumhuriyeti Başbakanına ait.
Komedi bu noktada başlıyor galiba, bir ülkenin başbakanı, ülkenin bir bölgesinde Türk bayrağı açmayı yiğitlik olarak kabul ediyor, sıkıysa git orada aç diyor. Acaba bu sözleri söylerken yüzü kızardı mı? Utandı mı? Zannetmiyorum. Ama ben böyle bir başbakana sahip olmaktan utandım.

Yukardaki sözleri söyleyen Başbakanın , Başkentinde Türk bayrağı açtıkları için, polisten dayak yiyen insanlar vardı 29.Ekim.2012 tarihinde. Yüzlerine biber gazı, üstlerine su sıkılan insanlar vardı , cumhuriyeti kutlama coşkusu ile yürümek istedikleri için.
Hodri meydan , Hakkaride Apo nidaları atanlara aynı sertlikte tepki versinler bakalım. Olur mu hiç, Avrupa'ya hesap verme derdi olur o zaman. Azınlıklar eziliyor diye.
Ankara da yürüyenlere gönül borcu olmalı herkesin, geri adım atmadan, haklı olunan bu konuda gösterdikleri dirayet için. Hem boşuna şair söylememiş "Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner aşarım". Ankaralı da bendini aşmayı , açtırmayı bildi.
İzmir de yürüyüşe katılanları büyük bir kısmı, Ankara'da ki manzarayı gördükten sonra daha bir istek ve inançla katıldıklarını söylediler. Her yer kırmızı beyazdı. İzmir Egenin incisiydi. Şimdi Cumhuriyetin gururu oldu.
Bence gelecek döneme damgasını vuracak sloganda belli oldu artık
"Mustafa Kemalin Askerleriyiz"
Başka söze ne hacet var.
18 Ekim 2012 Perşembe
Gerçek Benden Kaçarken
Yoktu hayatımda bir gerçek,
Belki de artık aramadığım için yoktu,
Yada gerçek olmadığı için,
Kimi gerçekten sevecektim,
Kime gerçekten sarılacaktım,
Ben bile gerçek miyim aymazındayken,
Nedense gerçekler yordu beni,
Yorulmak üzdü beni,
Bende kaçtım beni üzen den,
Var olan bütün gerçeklerden,
Hem beni ben yapan,
Hem de beni benden alan gerçeklerden.
O yüzden ben ben değilim gerçekten,
Gerçek benden kaçarken.
17 Ekim 2012 Çarşamba
Neden Veri Analizi ?
Yeni piyasa düzeni içerisinde hem geçmişteki verilerini iyi
analiz eden ve bunlardan belli çıkarımlar elde etmeyi sağlayan, hem de sahip
olduğu verileri değerlendirerek gelecek ile ilgili analiz yetisine sahip olan firmalar
sektörlerinde hep birkaç adım önde olacaklar. Gelecekte de teknolojiyi üretmek
her zaman yüksek katma değere sahip olacak. Ancak asıl, var olan teknolojileri
kullanarak verilerini en iyi şekilde işleyen firmalar belki teknoloji
üretmeseler de, bu yetileri sayesinde yüksek katma değerler üretebilecekler.
Günümüzde artık, inanılmaz miktarda veri üretiliyor ve
yayınlanıyor. Artık bireysel üretilen verilerde firmalar için önem kazanmaya
başladı. İnsanlara sunulan anketlerden elde edilen verilerin yerini artık,
sosyal ağlarda oluşan ve kişiye özgü alışkanlıkları ortaya koyan veriler
alıyor. Sosyal ağda bir şeyi beğendiğimiz anda, beğendiğimiz şey ile ilgili bir
veri anında talep edenlere ulaşıyor. Böylece canlı yaşayan ve her an değişen bu
veriler, firmalara, insanlara ve ürünlere yön veriyorlar. Bu süreç her tık ile
katlanarak büyüyor.
Asıl büyücülük, oluşan bu veri yumağından doğru verileri
ayıklaya bilmek ve elde edilen verileri doğru kriterler ile analiz edebilmek.
Verilerden oluşan tablolar yumağı oluşturmak, veriyi analiz
etmek anlamına gelmemeli. Son üç aylık grafiğe baktığımızda satışlarımız %25
artı demek herkesi mutlu eder ama bu bir analiz değildir. Önemli olan bu
artışın nedenlerini, niçinlerini ortaya koyabilmek, sürdürülebilir olup olmadığını
incelemek, farklı yorumlar ile yaklaşabilmek ve bir sonuca varabilmek olmalı.
Tabi burada veriye ulaşma hızı ve onu analiz etme hızı da önemli
kriterler olarak önümüze çıkıyor. İşte bu noktada, ister istemez tüketici
konumuna geçiyorsunuz. Yeni teknolojilerin takibi ve kullanımı bu tür rekabetlerde
en büyük avantajı sağlıyor. Teknolojiye yönelik yatırımlarda, büyük yatırım
kalemleri içinde yerini almış oluyor.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
